KURUT GÖZLERİMDEKİ KAHVEYİ

MUHABBET yağmurları yağmıştı üzerlerine. Şemsiye kullanmadılar.

İkisi de ıslanmayı seviyorlardı. Sırılsıklam ıslandıkça bu hallerini daha çok sever oldular.

Memnundular.

Araçlarını mümkün olduğu en uzak yere park ediyor birbirlerine yürüyerek ulaşıyorlardı.

Islandıkça daha çok ıslandılar.

Ve daha çok sevdiler.

Yağmur bazen bedenlerini üşütüyordu ama onlar ısıttığını düşündüler hep. Yağmur vücutlarını ıslatıp titretirken içleri daha bir harlanıyorlardı. Tutuşuyorlardı. Yandıkça yanıyorlardı.

Şikâyetleri yoktu çünkü beklentileri yoktu muhabbetten gayri.

Madem yağmur onları daha çok harlıyordu bundan neden kaçacaklardı ki…

Buluşuyor bir kahve içip yağmurda beraber yürüyorlardı. Biri birine ıslanarak geldikten sonra bu yürüyüşe türküleri katık etmek onları daha fazla kanatlandırıyor gibiydi.

O gün ayrılmadan önce de tek fincanda kahve içtiler. Gözlerinin renklerini kahveye düşürdüler. Kahve daha bi kahverengi olmuştu. Sarıldılar kalktıklarında. Uzunca. Bırakmak istemiyor hep öyle kalmak istiyor gibiydiler.

Gözü daha fazla kahverengi olan kurut gözlerimdeki kahveyi dedi kulağına, usulca. Üşütme beni.

Tekrar gözlerin derinliklerine bıraktı kendini ve cevaben üşütmem dedi, hiç üşütmem.

Biliyorlardı ikisi de, içtikleri kahve mi daha lezzetliydi, gözlerinden yudumladıkları mı?

06.04.2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.