NEŞELİ CENNETİM

EVET, neşeli bir cennetim vardı benim. Sizlerin de vardı aslında. Hepimizin vardı.

Sabahın erken saatlerinde kendimi sokağa bırakırdım. O da bırakırdı. Severdik birbirimizi. Oyunlarımız bizi mutlu ederdi. Keder nedir bilmezdik. Kaygı kapımızın önünden geçmezdi. Bir şeylerden endişelendiğimiz hiç olmamıştı.

Herkesi unuturduk, her şeyi.

Oyunlarımız ve ikimiz olurduk sadece. Kimi zaman artardı arkadaşlarımız elbette ama yine de biz birbirimizle oynar gibiydik. Herkes sığardı bu cennete ama sanki daha çok bizim gibiydi. Onlar oyunlarımızdan ayrılıp gittiklerinde bizden bir şey eksilmezdi. Devam ederdik.

Toprakla oynardık. Kazardık. Evler yapardık. Bize göre şato olan evler. İçine insanlar yerleştirirdik zihnen. Konuştururduk. Kimisi anne olur kimisi baba. Evlatları da olurdu sonra. Yaramazı ihmal etmezdik ama uslusunu da unutmazdık.

Ne kadar yaşadığımız dünyadan koparsak bir o kadar kurduğumuz dünya güçlenirdi.

Ellerimiz kirlenirdi, yeni alınan gömleklerin kolları ıslanırdı, örülen kazaklarımız hasar görürdü ama dünyamız sapasağlam kalırdı.

Korurduk onu. Kirletmezdik.

Büyüdük sonra. Neşeli cennetimizden çıktık. Dünyayı kirletenlerin farkına vardık. Ürktük onlardan, telaşlandık. Kaygılar sardı dört yanımızı. En çok dost saydıklarımız korkuttu bizi. Kardeş saydıklarımız bizi Habil olarak görüp öldürmeyi tercih eden Kabil rolünü benimsediler.

Geçen gün neşeli cennetimin diğer üyesi ile konuştum bunları. Güzel bir hatırlayıştı. Tekrar yaşadık o günleri.

Anladığım o ki; neşeli cennetimize sahip çıkmalıyız.

21.09.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.