ÇİRKİNLER TEKKESİ

YAĞMURDAN sonra yürüdük. Harman yeri çocuk gözümüze uçsuz bucaksız görünürdü. Ben yorulsam o devam edelim derdi, o yorulsa ben. Doyamazdık yürümeye.

Sonra çamurlu tarlalara düşürürdük yolumuzu. Düşerdik koşmaya kalktığımızda. Elimiz, yüzümüz çamura bulanırdı. Kirlenirdi elbiselerimiz. Ama biz yine de gülerdik. Doyamazdık gülmeye. Bunu yapmak için mutlaka bir bahane bulurduk. Zorlanmazdık buna.

Söyleyecek bir şey kalmadığında ‘Çirkin’ derdik birbirimize.

Ve yine gülerdik.

Görenler bir anlam veremezlerdi buna. ‘Küçük Mecnunlar’ derlerdi. Bilmezdik bunun manasını, yine gülerdik. ‘Allah iyiliğinizi versin sizin’ diyerek uzaklaşırlardı yanımızdan.

Zaman böylece akıp geçti. Yıllar devrildi üzerimize. Ayrı yerlere düşürdü hayat bizi. Çoluğa çocuğa karıştık. Zorlu sınavlar verdik ikimizde, herkes gibi.

Gülmeyi unutmadık yine de. Unutturmadık daha doğrusu.

Geçen gün telefon etti uzun bir aradan sonra. Açtım. “Ey Çirkinler Tekkesi Dervişi’ nasılsın?” dedi.

Şaşırdığımı görünce anlattı. Çok çirkinleştirdi bu dünya hırsları bizi. Yüzümüzde kabahatlerimizin izleri kıvrım kıvırım. “Çirkinler Tekkesi”ne gidip güzelleşmenin zamanı gelmedi mi?

Haklıydı.

Zaten tekkeler bizleri arındırmak, güzelleştirmek, saflaştırmak için ihdas edilmiş kurumlar değil mi? Güzel insan yetiştirme merkezlerine gidip çirkinliklerimizi giderme kararı aldık.

İyi yapmadık mı?

Biz yine güleriz, belki daha çok güleriz kalbimiz güldüğünde. 16.10.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.