SAZINDAN AKAN BENİM

SIKINTILI bir vaktin sıkıştırması ile daha da büzüşmüş oturdu yerde dermansız kalmıştı.

İştiyakı vardı, inkişafa açıktı ama hapsolduğu yerden çıkmaya henüz bir mecal bulamamıştı. Çağrıldığı bir davete kıramadığı için icabet etmiş ama durum yine değişmemişti.

İçinde bir boşluk vardı. Bir yandan da uğultular. İnsan hissetmediğine hasret duyar mı diye itiraza yelteniyor ama yine de ziyadesiyle özlem içinde buluyordu kendini.

İçinde dönüp durmaya devam eden soru buydu. Kişi bilmediği şeye hasret duyabilir mi? Kendini tatmin eden cevaplar bulamayınca cevap bulmaktan vazgeçmedi ama şimdilik kaydıyla kenara bırakmayı uygun buldu.

Tek derdi vardı aslında. Muhabbet bağında açan bir gül olmak. Yunus’un deyişiyle “Erenler meclisinde deste kızıl bir gül olmak…”

Bu sağlanabilirse elbette vaktinde açılıp ele gelecekti.

Ve her yan o gülün yanıklığı ile sevda kokusu saracaktı.

Bu hercümerç içinde demden deme akıp giderken sıkılmış ruhu birden darp sesleri işitmeye başlamıştı.

Vuran parmaklardı ama gümbürdeyen kalbiydi.

Sesi oradan işitiyordu.

O yolu unutsa bile yol onu unutmamış işte gelip ayaklarının altına serilmişti.

Unutmazdı.

Tam unutuldum, kayboldum derken gelip bulurlardı.

Yorgunluğu dindi, kalbi feraha erdi, muhabbetin nehrine bıraktı kendini.

Saz inledi, söz çağladı.

Ve sema ile arz bir araya gelip kavuştu.

Ayrılırken diline gönlünden düşen cümle şuydu.

Gönlümden taşan sen, sazından akan benim!

27.08.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.