ZİHİN GÜRÜLTÜSÜ

SAKİN bir ortamdı, sessizlik hâkimdi. Herkes konuşmacıya odaklanmış nefeslerini adeta tutmuştu. Bir süre böyle devam etmiş “Gürültüyü duyuyor musunuz?” sorusuyla muhatap olmuştuk. İçeride ses olmadığı gibi dışarıdan da rahatsız edici bir gürültü işitmiyorduk. Yan yana oturanlar “Bu ne şimdi?” der gibi birbirine baktılar ama verilen bir cevap olmamıştı.

Soru biraz daha netleştirilerek yinelendi. “Zihninizdeki gürültüyü duyuyor musunuz?”

Meselenin bizlerin anladığı ile farklı olduğu anlaşılmış zihnimizi susturmadan kendimizi duyamayacağımız hususu netleşmişti.

Oysa orası cıfıt çarşısı gibiydi. Kakafoni söz konusuydu. Uğultular o kadar çoktu ki kalbimizden gelen mesajlar anlaşılamıyordu.

Zihnimizin gürültüsünü giderip kalbimizin sesine ulaşmadıkça “Değer miydi değer verdiklerimiz?” suali cevapsız kalacaktı. Öyle de olmuştu nitekim.

 Kendimize dilenmemiş özür borçlarımız vardı ve hesap çok kabarmıştı. Hayal ettiklerimizi hayatımızda göremeyişimiz belki de bunun bir neticesiydi.

Kalbimizin matematiğini çözerek kendimizle güçlü bir ilişki kurmalıydık. Zihnimizin gürültüsünden kurtularak kalbimizin onarıcı seslenişini işitmedikçe kendimizi evimizde hissetmeyecektik. Yani güvende olamayacaktık.

Kalbimizde olmak zaten evimizde olmak demekti.

Zihnimizin gürültüsünden kurtularak kalbimizi ona duyurabildiğimizde bizlerin de evrenle uyumu kurulabilecekti.

Bugün yaşadığımız gerginlikler, huzursuzluklar, öfkeler, suçlamalar, saldırganlıklar zihnimizin gürültüsünün oluşturduğu korkunun sonuçları olabilir mi acaba? Ne dersiniz?

Benim cevabım, evet.

09.01.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.