MAVİ KELEBEĞİM


HEP böyle seslenirdi sevdiğine, mavi kelebeğim.

Herkes alışıktı bu duruma. Yadırganmazdı. Kendisi de sorgulamamıştı neden mavi kelebek olduğunu.

Oysa bir günlük ömürleri olurdu çoğunun. Uzun yaşayanlarınsa vadesi bir yıl kadardı.

Yine de düşünmedi üzerinde.

Ben sevdiğimin kelebeğiyim derdi, üstelik mavi. Sevinirdi.

Maviyi severdi. Hep mavinin tonlarını giyinmek isterdi. Yakıştırırdı kendine. Dostları gördüklerinde yine mavisin derlerdi, o da hep mavi, hep mavi şeklinde cevaplardı.

Elinden gelse tüm dünyayı maviye boyamak isterdi. Bunu az hayal etmemişti. Madem sevdiğimin mavi seviyordu, her yer mavi olsun ve o her baktığı yönde beni görsün diye düşünürdü.

Yıllar akıp geçti. Yaş kemâle erdi. Göç vakti yakındı.

Mavi kelebeği bırakıp kendisi öteye uçacaktı. Çağırdı yanına, elini tuttu ve gözlerine uzunca baktı.

Mavim dedi, mavi kelebeğim. Ben yola çıkıyorum. Kaybolduğumu sanma, ama kaybolsam bile sen mavisin. Mavi bulur dedi. Saklananı, kaybolanı bulur.

Emir geldi. Göç gerçekleşti.

Bir gün maviyi söğüt ağacının altında süzüm süzüm ağlarken buldular. Sordular, söylemedi. Sıkıştırdılar, sonuç değişmedi. Sonra can yoldaşı geldi. Onu da mavimin mavisi diye severdi göçen.

Ben niye maviyim, sen neden mavimsin biliyor musun dedi. Omuz silkti hayır anlamında yoldaşı.

Elindeki tableti açıp gösterdi ve oku dedi. Sebep buymuş.

Meğer Sırplar öldürdükleri Boşnakları gizlemek için toplu mezarlara gömmüş ve bu mezarlar uydudan görülmesin diye içlerine metal parçaları bırakmışlardı. Mavi kelebekler sayesinde bu mezarlar bulunmuştu. Okuduğu haber bunu anlatıyordu.

Neden mavi olduklarını anlamışlardı. Kabristana gittiler ve mavin geldi dedi mavisiyle birlikte.

Oturup bir daha ağladılar.

28.03.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.