Derviş Gönüllü Şair: ŞAKİR KURTULMUŞ

UĞUR CANBOLAT

ONU yürürken tanıdım.

Ya önümden yürüyordu ya da arkadan seslenişini duyuyordum.

Ramazan ayı Beyazıt Meydanı Kitap ve Kültür Fuarı akşam saatlerinde her gün gidiyorduk.

İşte bu yürüyüşler yürüyüşümü yürüyüşüne eklemem gerektiğini hissettirdi.

Sonraları birlikte zihni yürümeler gerçekleştirdik.

Yetmedi.

Bunu gönül yolculuğu ile taçlandırdık.

Şükürler olsun.

İLK dikkatimi çeken husus iftar öncesi ESKADER’in Şerif Aydemir başkanlığında gerçekleştirdiği sohbetlerin tümüne katılması ve dikkatle dinlemesiydi.

Görünme merakı yoktu.

Bilinme çabası sezilmiyordu.

Odaklanmış bir dinleyiciydi.

Bildiklerini bile ilk kez duyuyormuş gibi dinlemesi bende tam bir hakikat yolcusu olduğu fikrini pekiştirdi.

ELHAK öyleydi.

Derviş gönüllü bir şairdi.

Tasnif edici değildi.

İnsanları kompartımanlara ayırmıyordu.

Herkesin bir hakikati vardı ve Şakir Kurtulmuş o hakikatin iyi bir gözlemcisi ve okuyucusuydu.

BENİ hep yüreklendirdi.

Hâlen de böyle.

Yaptığım tüm kültür etkinliklerine, sohbetlere, muhabbetlere katıldı.

Sosyal medya yayınlarını hiç kaçırmadı.

Bir gecikmesi olacaksa önceden bilgilendirdi. Bu olamadıysa sonrasında muhakkak ifade etti.

Dedim ya; o bir yürek dervişi.

BULUNDUĞU ortamlarda yaşa dayalı bir hürmet sistemine itibar etmedi.

Herkesi Hakkın kutlu bir varlığı olarak gördü.

İlişkisini buna göre belirledi.

BEN yılların kültür san’at insanıyım, yazarıyım, şairiyim pozlarına hiç iltifat etmedi.

Bu tarz küçük şeylere hiç tenezzül etmedi.

Büyüklüğün şanına göre davrandı.

Mütevazılığı hayatının birinci sırasına koyanlardandı.

Bu hâliyle de bize örneklik etmeyi sürdürdü.

DUYGUSALDI.

Gözleri ağlamayı bildi.

Ve kalbi heyecanın tadını daima tattı.

KEDERİ DE bilenlerden…

Derinden.

Çok derinden.

Bir “Şeyma’sı” var ki her daim babasının gönlünden yepyeni filizler vermede…

Onunla yürek söyleşileri var.

Sadece ciğerparesini toprağın kara bağrına basmasıyla yetinmeyip kendi sînesinin sıcaklığı ile ısıtması var.

Kabri başında nöbetleri var.

Acıyan ruhu var.

Evladına doyamamışlığı ile birlikte dünyada hiçbir şeye doyulamayacağının işaretlerini veren sızısı bol dizeleri var.

Mezarı başında sanki “Evladım bu kısa bir ara, minik bir parantez. Esas olan birliktir, kavuşmaktır.

Bu vuslat öncesi aslında kısa ama hicranı bol bir sınav. Sen yerin altında benimle, ben yerin üstünde seninleyim” der gibi bakışları var.

Dedim ya, kederi de kederi vereni de bilenlerden o.

YOKLUĞUN, darlığın, acının deresine düşmüşlerin teselli edicisi.

İnfâk ahlâkının bir temsilcisi.

Muhacirleri bağrına basan ‘Ensar duruşlu’ bir ağabey o.

Düşenin yanında.

“Bir tekmede ben vurayım” şirretliğinin hüküm sürdüğü bir dünyada o, elden tutanlardan.

Tutup kaldıranlardan.

Kaldırıp kalkındıranlardan.

Ve derdini anlatamayanların derdini anlatma derdinde olanlardan…

VAKTİN şuuruna ermiş bir duruşun sahibi.

26 yıllık okuma ve yazmaya ara verdiği fetret döneminin telafisi gayretinde.

Gençlere, bu derde düşmüş dostlarına kelimeler, cümleler ve kitaplarla şifa sunucusu.

Şiirin kötülükleri öldüren iyilikleri dirilten tılsımlı kurucusu.

‘Yusuf’un Kuyusu’nu bilenlerden.

Kuyunun dibinden bakınca salınan ipi görenlerden.

‘Ah Güzel Bir Gün’ ünlemesiyle geçmişe tahlil edici bir bakış ve geleceğe ümit dolu bir tebessüm gönderenlerden.

‘Ölüm ve Ayna’ ile yaşamın gerçekliğine ayna tutup ölümün ve hayatın hakikatine bizleri erdirmek isteyenlerden.

Ve ‘Gökte Asılı Şarkıları’ unutturmadan.

O nağmelerle yaşadıklarımızın bestesini yapmamız gerektiğinin işaretçisi…

Ah bir de şu ‘Dağların Açık Yarası.’

Bizim açık yaralarımız.

Açıkta kalan yaralarımız.

Acımasızların sürekli kanatmaktan marazi bir zevk almaya çalıştıkları yaralarımız.

İşte o, yaraları kadife kundaklara sarıp sarmalayarak kimliğimiz hâline getirmemizde bazen sıcak bazen de ölümcül dizeler sunan usta.

Bize ölmeden dirilmenin olmayacağını mâhirane gösteren kalem…

Tam da bu sebeple bizlere ‘Kültürün İzi’, ‘Edebiyatın İzi’, ‘Kitabın İzi’ diyerek çağrılar yapıyor.

O izleri tâkip etmediğimizde yolumuzun nerelere varacağını bildiğinden sesini merhametin sesi yapıyor.

Ve gelin diyor, bu tarafa gelin.

Bize bu sesi duymak düşer.

Bize bu sese doğru gitmek düşer.

Zira bu seslenişte ‘Hz. Hamza’ cesareti ve ‘Hz. Bilal-i Habeşi’ tevazusu gizli.

BAZI dostlar şükür gerektirir. Bunun vesilesidir.

Derviş gönüllü Şair Şakir Kurtulmuş ağabey işte bu güzel vesilelerden.

Şükrümüz daim olsun.

Ya Selam!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.