HAYAL, İNANÇ, SABIR, GAYRET

YIKIK MI yıkık bir zamanımdı. Kendimi harabe gibi hissediyordum. Açılmış olan deliklerden içeriye donduran soğuk hava sızıyordu. Herkesten ve her şeyden ümit kesiliyordu böyle vakitlerde. Evvela insan kendinden vazgeçiyordu tabi. “Benden ne köy olur ne kasaba” fikrine saplanıyor ve kolay kolay da çıkamıyor insan bu zihni bataklıktan.

İşte böyle bir demdi. Yüzüme baktı ve “Buz tutmuş hayallerinin çözülme zamanı gelmedi mi?” dedi. Sessiz bir şaşkınlık içine düşmüştüm ki, devam etti. “Güneşe çık.”

Kişi kendini “Yok oluş dalgaları”na kaptırdığına güneşe çıkmayı da unutuyor. Hayat olaylarına bakışında esnekliğini kaybediyor. Bu ise insana stres ve kaygı yükü olarak geri döndüğünden bir süre sonra hayalleriyle arasına kapatılamaz mesafeler girebiliyor.

Huzur kaçıyor. Ardından yeni işler yapmaya taze başarılar elde etmeye hazır olma hâli ortadan kalkıyor. Dolayısıyla da buzlanma derecesi artıyor.

Yunus Peygamberi balık yutmuştu bizi nefsimiz ve karamsarlıklarımız yutuyor.

Eyüp Peygamberin her yanını hastalıklar sarmıştı biz ise günahlarla çepeçevre kuşatılıp sarılmışız.

Yusuf Peygamber zindana düşmüştü biz ise depresyon ve güvensizliğin hapsindeyiz.

Tercihlerimizi Hak rızası dışından tercih ettiğimiz için de beşer olmaktan sıyrılıp insan olma basamaklarında tırmanamıyoruz.

Aklım güneşe nasıl çıkabileceğim konusuna takılıp kalmıştı. Sessizliği sesiyle bozdu.

“Gönül kapasiteni kullanmıyorsun azizim” dedi. “Nasıl olacak bu?” dedim.

“Hayal et, inan, sabır göster ve gayret et” şeklinde özetleyebileceğim dörtlü bir formülü önerdi.

İşe yaradı mı diye sorarsanız cevaplayayım. Evet, hem de çok.

16.01.2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.