KAFESLER

İÇ İÇE geçmiş kafeslerde hapsolmuş gibiyiz. Birinden kurtulsak diğerine takılıyoruz. Bunları parçalayıp özgürleşmemiz çoğu defa ya hiç mümkün olmuyor ya da çok geç olabiliyor.

Hiç itiraz etmeyelim. İnkâr durumu zorlaştırmaktan başka bir işe yaramayacak. Fena halde kafeslenmiş durumdayız.

Zihnimiz bir kafes kurtulamadığımız.

Doğruluğundan tam emin olmadığımız halde mutlak hakikat şeklinde algılamayı tercih ettiğimiz bilgilerimiz bir başka kafes.

Hakikate değil şekle, ritüele önem verişimiz bizi boğan bir kafes.

Ululadıklarımız da kötülediklerimiz de kimi zaman kafeslerimiz olabilmekte.

Kendi kendimize biçtiğimiz sosyal statüler de yine kolay kolay bizi salıvermeyen kafeslerden mesela… Burada mutluluk oyunu oynuyoruz. Kafesin renkleri vs gibi hususlar ise kendimizi avuttuğumuz oyuncaklarımız mesabesinde.

İyi ve kötü şeklinde ayrıma tabi tutmadığımız duygularımız yine kafeslerimizden birisi.

Öfkelerimiz bizi hapsetmiyor mu? Hırslarımız, hep önde ve birinci olma hülyalarımızın parlak görünen demir kafesleri çevrelemiyor mu ruhumuzu?

Egolarımız o kafesin belki de paslanmış kilitleri…

Kısacası yaman kafeslenmişiz ve biz işin ciddiyetini idrak etmekten uzağız.

Oysa kötü duygularımızı kafesleyip tutsak almamız gerekiyordu.

İyi yanlarımızı başkalarına dokunması için havalandırmalıydık kafesten bir ameli salih kuşu gibi.

23.08.2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.